Çarşamba, Eylül 29, 2010

İyi diyelim iyi olalım derken?



Virajı alamıyorum bu kez. Hızla yuvarlanıyorum. Ve şuan bunları yazabiliyorsam, kısmen yaşıyorsam, çarparak durabildiğim ağaç sayesinde. O kafayla adını soramadım, türünü bile bilmiyorum. Tek hatırladığım yapraklarının sarılıp içilecek kadar güzel koktuğu ve benim adımı sormadığı, benim de onu saramadığım.
Olduramayınca öldüresi geliyor insanın. Ve bu kaçıncı olduramadığım, dolduramadığım. İhtimaller de çivileniyorsa zihne, öylesini kendi haline bırakacaksın. Bırakcaksın zira ona hergün
bayram.Sor bak, belki de mutludur. Piyasada bu kadar sözde özne varken, sözde mutluluktan ne yani, bahsetmeyelim mi?
Etrafı insan dolu birinin yalnızlığı kadar fenası yoktur. Etrafında insan olmayanın yalnızlığı pastayı hiç tatmamış birinin ekmeği özlemesi kadar olabilir en fazla.
İşe yaramaz hissetmek de kötüdür bak. En iyi yapabildiği sessizce ağlamak ve mercimek çorbası yapmaktan fazlası olmalı insanın.
Serzenişler de ayıptır, eli öpülen hanımefendi kızlar için. Asalete zarar verir bunlar. Sakın ha!
İyi diyelim iyi olalım derken? O anksiyete denizinin orta yerinde, kibarlıktan ve iyimserlikten
göbek atmaya ne gerek. Kötüysen kötüsün. Bitti.

5 yorum:

Profösör dedi ki...

İyiler de kötüler de kendini iyi bilirler..

D!mple Rock dedi ki...

ve maalesef aynı masada yemek yerler.

Rönesans Casusları dedi ki...

Güzel yazı yazılır. (:

Funda Demirkaya dedi ki...

Mükemmel bir yazı. Tebrik ederim. Betimlemeler enfes. Neden daha önce okumadım die üzüldüm.
(Daha önce baktığımda uzun diye üşenmiştim)
Doğru sözlere ne denir ki.. Her biri hayattan birer kesit.

D!mple Rock dedi ki...

Çok teşekkürler..
Uzun diye okumadığım çok blog var benim de, ama üşenmemeli insan. Güzel işler çıkabiliyor.
Şu sıralar aforizma tadında daha kısa, öz anlatıma yanaştım, daha keyifli geliyor, okuyan da sıkılmıyor.
Bloğun semalarında uçuştayım ben de. Hatta kal Funda ;}