Çarşamba, Eylül 29, 2010

İyi diyelim iyi olalım derken?



Virajı alamıyorum bu kez. Hızla yuvarlanıyorum. Ve şuan bunları yazabiliyorsam, kısmen yaşıyorsam, çarparak durabildiğim ağaç sayesinde. O kafayla adını soramadım, türünü bile bilmiyorum. Tek hatırladığım yapraklarının sarılıp içilecek kadar güzel koktuğu ve benim adımı sormadığı, benim de onu saramadığım.
Olduramayınca öldüresi geliyor insanın. Ve bu kaçıncı olduramadığım, dolduramadığım. İhtimaller de çivileniyorsa zihne, öylesini kendi haline bırakacaksın. Bırakcaksın zira ona hergün
bayram.Sor bak, belki de mutludur. Piyasada bu kadar sözde özne varken, sözde mutluluktan ne yani, bahsetmeyelim mi?
Etrafı insan dolu birinin yalnızlığı kadar fenası yoktur. Etrafında insan olmayanın yalnızlığı pastayı hiç tatmamış birinin ekmeği özlemesi kadar olabilir en fazla.
İşe yaramaz hissetmek de kötüdür bak. En iyi yapabildiği sessizce ağlamak ve mercimek çorbası yapmaktan fazlası olmalı insanın.
Serzenişler de ayıptır, eli öpülen hanımefendi kızlar için. Asalete zarar verir bunlar. Sakın ha!
İyi diyelim iyi olalım derken? O anksiyete denizinin orta yerinde, kibarlıktan ve iyimserlikten
göbek atmaya ne gerek. Kötüysen kötüsün. Bitti.

Çarşamba, Eylül 22, 2010

5 el

İki elin "şakşak"ı yüceltirken kuru gürültüleri, tek elin tek yapabildiği 5'e kadar saymak, orta parmak savurmak. Ve benim ellerim suçluyu işaret etmekten aciz. 5'te durmuş saatin ne gecesi olur ne de gündüzü. Pil değiştirmeye ne gerek. Nasılsa yine bitecek. Ve eğer 5'te değil 3'te durursa gecemi gündüzüme karıştırabilirim. Kayıp geceyle gündüz; ölü mutsuzla, umutsuzdan güzeli yok.

Perşembe, Eylül 16, 2010

Pazartesi, Eylül 13, 2010

"Başımı örtüyorum, içindekileri değil” lafını ne zaman duysam bir gülme alır beni. Alır, götürür, acaip bir yere bırakır. Sonra dönemediğim olur oralardan. Karın kaslarım yorgun dönerim buralara, üşenmem yazarım bir de. Ve evet kulaklarımın süpersonik geçirgenliğine, kaderime lanet ederim.

Renk körü



Renkli ile siyah-beyazı birbirinden ayrı tutmanın manası ne?
Siyahı yerdeki, ışığa bağımlı gölge, beyazı görünmez yapan?
Ben söyleyeyim; renk körlüğünüz ile şekilciliğiniz.



Pazar, Eylül 12, 2010

vataşivakendi




 Bol kalorili bir bayramın daha sonuna geldik. Yapımda ve serviste emeği geçen herkesin ağzına kusayım.



Pazartesi, Eylül 06, 2010

Evil.



Akşamları rock barda kendi kendisine bira ısmarlayan konsomatris, gündüzleri online eğreti gelin. Sırf kadınlara çalışanından. Uzun ince parmaklarını saçına kalem dolarken daha iyi inceleyebilirsiniz. Her şekli kolay alabilen elleri ve oynak fikir yapısı arasındaki benzerlik bir sigara yakıp seyredalınabilecek türdendir. Kemikli vücudunun içinde ihtirasla beslediği kemikli düşüncelerini önsezilerden başka kanıtınız olmadığından bardağın yüzüne çıkaramazsınız. Bir kadının bir başka kadınla aynı araçta geri vites yol alması da işin bir diğer saçma boyutu. Arabadan inen olmayınca, kovamayınca insan, vicdanı "ama o iyi biri" diye kaşıdıkça,kapıdan itip ileri gidemiyor insan. Vitesi geri alabiliyor, virajlara gitgide yaklaşırken.


 
Tek hissedebildiğiniz biradaki asitin boğazınızı yakması, vicdanınızın  gördüğünüz tehlike karşınısında bile elini beline koyup sizden hesap sorabilcek kadar saçmalamasıdır.


Fısıltıyla konuşan, ince sesli kadından kork.
Gözkapaklarını ağır çekim gibi kapatıp açanından.
Psikolojik baskı ile değer yargılarınızı devirmek isteyen bakışlarından.
Masum ve pragmatik ikizyüzlü duruşunun size vuracağı altın prangalarından...

Aslında en çok kendi vicdanından kork. Yakmış bir sigara, keyif pezevenkliği yapıyor zira.

Çarşamba, Eylül 01, 2010

Toka



Toka da saçını çekiyor hatta yoluyor ama hiç ses etmiyorsun.
Saçına hizmet ettiği için mi? Seni güzel yaptığı için mi?
Bana kalırsa ikisi de.
Hem çanak yalayıcı hem de narsistsin.
Lakin seninle ilgili konular hiç bir zaman bana kalmadı kadın.



Yalancı sütlaç




Ağır ağır yolu seyredalmış 2 katlı bir otobüsün 2. katından aynı yöne bakıyor 2 erkek 1 kadın.
Hayata aynı koordinatlardan bağlı beyin loplarıyla.
Uzakta ince uzun bir yapıda 2. kez kavuşuyor gözler. Ve fitili ateşleniyor bir başka konu başlığının.
 Ellerim sırtındayken tek düşündüğüm her zamankinden daha çok sevinişim, otobüsün ağır seyir hali için. Kanamaktan, kanatmaktan uzak, sembol ve sempati zengini ilgi alanları, kapıya kıstırılmış ama onarılmış değer yargılarıyla zevkin doruklarındayız yanak kıvrımlarımız ele veriyor bizi.
Hiçbir dobra duruş sendeki kadar yakışmadı üzerimize. Sendeki kadar şefkat içermedi. Senden önce soğuk, bencil, zihnin dişli fatura kesicisi bir ibneydi.
Bu sayfada hatırlayabildiğim en yakın mutluluk bir travma sonrası içilen mantar çorbası eşliğinde yalancı bir bahara aitti. Öznesi gizli. Belki de sözde özne. Onu bile bilemedim. Öylesine uzak.
Yalancı bahar? İnan o daha da uzak. Bugece bir tek yalancı bildim. O da sütlaç tadını onun onda biri kalori ile emrime veren, bol tarçınlı, tatlandırıcılı yulaf gevreğidir. Adı da yalancı sütlaçtır. Naneli sakız sonrası içilen suya soğuk dedirten, kendini buz zanneden naneden daha samimidir.

Güzel muhabbetli bir gecede, soğuk tüketiniz.