Pazartesi, Ağustos 30, 2010

Önyargısız infaz



Önyargıyı, ilk dakikada yapılan yargısız infaz kadar tehlikeli sanıyorlar. Önyargısız, bir yargıya varılamaz. Bir önyargı oluşur önce. Tıpkı sezgilerimizin tasarısı önsezilerimiz gibi.

Önyargının ve önsezinin bir kimseye zararı olup olmayacağı kişinin elinin ayağının ayarına, olaylar karşısındaki muhakeme başarısına bağlıdır. Örneğin, bir arkadaş toplantısında yeni tanıştığımız birisi için “amma uzun boylu”, “ne çok konuşuyor”, “dikkatini toplama sorunu var galiba” gibi önyargılar bizi olumsuz bir çizgide ele geçirmediği sürece, kişi hakkında elimizdeki ilk ve gerekli verilerdir.  

İlk etapta hiçbir önyargıya sahip olmayan kimsenin önünde olup bitenlere kayıtsız, haddinden fazla çekingen ve hatta yargısız infaza diğerlerine göre daha meyilli olduğunu düşünürüm. Önyargısı olmayan adam infazı seçerse bunu da yargısız yapacaktır muhtemelen.

Önsezilerden çekinen kimse de tıpkı hayalperestleri aptal bulanlar kadar zavallıdır. ''Hayal etmek her şey demektir. Hayatın size getireceklerinin bir ön gösterimidir'' demiş Einstein. Tasarlanıp, arzulanmadan gerçekleşen hayat, rüzgarın kontrolündeki şaşkın bir yaprak kadar savruktur ve benim gözümde hiçbir değeri yoktur.



Pazar, Ağustos 29, 2010

Hay'dan Hu'ya giden uzun ince yolda.


Vitamin alfabesinden zengin, kaloriden yoksul bir sezonun son demleri.
Sabrina'nın uçan kedisi de, Prometheus'la Mağara Bob da, beleş tahayyüllerle hayaller gemisi de içimi gıdıklamaya cesaret edemiyor ve ben bu toyluklarını kınıyorum.
Sigaram da kendiliğinden bitmiş, ben böyle kevaşelik görmedim.
Boz büyücüsü doymamış yağdan zengin salatama maydanoz oluyor.
Tümden geldim yine tüme varıyorum. Olduğum yerde perendeler atıyorum da denebilir.
0 da çift sayıymış, yumurta da civcivden çıkmış zaten. Bütün bilim adamlarına içerliyorum.
Google'ı küçümseyip, kolunu bacağını dün gece sandığa sıkıştıran Tarihin Arka Odası mensuplarını da..
Aklımın iplerini saldığımda olta sanıp intiharını gerçekleştiren balığa kısmet diyen zihniyetler bütününe de...
Bir beyaz önlük de İsveç'ten kendime istiyorum.
Kollarından arkaya bağlananından ama.
Dimplicity sınırlarında Deliri-orium zira!





Salı, Ağustos 24, 2010


Her bir travmada ilham perisi kuyruk sallamaya geliyorsa, şom ağızlının kapı komşuları ile hilkat garibeleri bestseller yazar olur. İlham perisinden de boy boy, aklı kımıl kımıl çocukları..


Somut.



Gözyaşını yalnızca mutsuzlukla eşdeğer, ciddiyeti de somurtmak sananlar var. Türünün son olmasa da zor örneği insanlar bunlar.

Perşembe, Ağustos 19, 2010

Leb-i leblebi

Leb demeden leblebiyi anlamayı bir kenara bırak, leb dediğinde leblebi anlayana şüpheyle bakarım ben gıpta ile bakanların aksine. Belki leb-i derya diyecektim, belki lafımı kendim tamamlamak istiyorum, belki ben lafımı tamamlamadan gelişimini tamamlamış önlü arkalı yargılardan hoşlanmıyorum. Kişi, leb dediğimde leb anlasın kafi. Çorum'u anlatmak istesem Çor deyip bırakmam. Çoruh mu, Çorum mu, Çorlu mu ben demeden anlayacak adamı bulsam o dakika yanımdan uzaklaştırırım. Zira, ben hatır sormadan hatır bildirir, sen soru sormadan kılıfları dikili ve de kullanıma hazırdır, egosu tavana çivilidir, zaten muhtemelen insan dışı bir organizmadır. Selam verme, borçlu çıkma. Aman diyim.

Çarşamba, Ağustos 18, 2010

rainbow ice.


Anlık olmaktan çıkmış küflü iletiler bloğumda, facebook duvarıma işeyenler susmuş yerini taze ananaslara bırakmış, msnde ise bir gece hayatı. Aklım inadına kımıl kımıl, olmuşum olmuşum hatta kokuşmuşum. Doğayı ilk kez yabani otlarıyla birlikte sevmişim. Fikir fukaralarının başka yeteneklerini keşfedebilmişim. Bir 24 saati diğer bir 24 saatten ayıracak kadar ince nüanslar yakalamışım, tıpkı sağ uzuvlarımızın sol uzuvlarımızdan farkını yeni keşfetmiş bir çocuk gibi. İnsanlarla farklı olduğumuzun algısı bir kenarda yalnız ağlayagörsün, kendi içimizdeki başkalaşımların sade soda misali hararet alışına ve mineral zenginliğine hayran kalmışım. Başka mı neler?

Virajı alamadığım anlarda uçuruma ve çarpışma ihtimaline kontağı kapatıp geri vites ihtimallerini de eklemek,
Nane limonu reçeteden çıkarıp, limonlu bira kadar sempatik bir pozisyonla baş köşeye koymak, bulantıların mide beyin arasındaki yolu koruma görevini kabullenmek, onu bir ecnebi değil de embriyo kadar korunmasız kabul edip bağrın orta yerine basmak,
Dimplysick ile Dimplysilly'ye 10 km'den daha kısa mesafede bir Dimplearning Camp olduğunu bilmek...

Yazmadığım 15 ayın fezlekesi bundan ibaret. İlk sigaranın bitişine yetişememiş bir dizi kelimenin dökülüşünü izlediniz. Yakın bi tarihte tekrar buluşmak sözü ile buzlu kahveme buzları çözülmeden kavuşmak için ayrılıyorum.