Pazartesi, Eylül 24, 2007

yanaklarımdaki tuzlar..


Filmlerde gördüğüm banyoya koşup, yüzlerine su çarpıp, gözyaşlarının tuzunu yanaklarından ve gözlerinden temizleyen; ardından aynanın karşısında elleriyle yanaklarına dokunup kendi kendilerine konuşan insanların neden yaptıklarını anlıyorum artık bunu..

Cumartesi, Eylül 22, 2007

Doğru zaman, doğru insan.
Yanlış olan neydi bizde hiç anlayamadım.

Kronikleşmesi an meselesi olan, kemale ermenize yardımcı bir tür his. Acı.


"Hiçbir acı sonsuza dek sürmez."

Kim demişse halt etmiş! Acılar sonsuza kadar sizinledir. Tamamen kaybolması mümkün değildir ancak, etkisini azaltıp hüküm sürerler. Her saniye andığınız o acı, daha az uğramaya başlar kalbinize ve beyninize. Bu aralıklar en fazla ay ya da yıl olarak genişleyebilirler. Tahtaya saplanıp da çıkarılmış çivi gibi izi kalır. İz silinmez, acı bitmez. Ket vurmada olan başarınıza paralel olarak, hayat boyu size eşlik eder. Artık, ayrılmaz ikili mi olursunuz, her gün yüz yüz baktığınız ancak bizzat birebir ilişki içinde olmayan iki yabancı mı olursunuz.. Bu kişisel tercihinizle yola devam edersiniz birlikte. Size zarar verecek, üzüntüden kansere yol açacak türden mi, yoksa edindiğiniz acıyı bundan sonraki yaşamınızda hatırlayıp ondan iyi bir ders ve tecrübe çıkararak olgunluğa yol almanızı sağlayacak türden bir tercih mi yapacaksınız? İşte önce buna karar vermelisiniz.

Hak yoluna on yüz bin kilometre uzaklığında şehr-i asabiyet.


Bazen o kadar çileden çıkıyorum ki; katillerin psikolojilerini anlayabileceğim, kısa ve de müebbet olmayacağından emin olduğum bir sürece giriyorum.

Cuma, Eylül 21, 2007

2si de polemik. Resimler arasındaki yedi farktan biri ise polemik anlayışları..


Türkçeyi yeni öğrenmiş bir amcamı düşünün şimdi. Polemik nedir diye sözlüğü açıp akmış. Tdk da dahil hepsinde siyasal, sanatsal bir tartışma gibi bir alana hizmet ettiğini görmüş. Magazin "sanat dünyasında bitemeyen polemik!" diye inliyor. Bu amcam da sanatçılar sanatsal bir olaya girişecekler sanıyor. Bekliyor. Bakıyor ki, "benim estetiğim yok", "karga sesli o karga!", "selülitli olmayan mı var" şeklinde saçmalıklar dönüyor. Hoş bi ironi.. Sevdim. Türkçe'de sözlük anlamı ile, doğru kullanıldığında; magazindeki gibi kişisel ve yersiz münakaşa - laçkalıklar değil, edebiyat, siyaset ve bilim gibi alanlardaki hararetli tartışma anlamını taşır. Dünyayı kurtarmak isteyen ya da toplumsal düzene katkıda bulunmayı amaçlayan, sağlam birikimli şahıslarca yapılır. "Dobra Dobra", "Esra Ceyhan"a ya da "A Magazin"de değil, "Abbas Güçlü ile Genç Bakış", "5n 1k", Emin Çölaşan'lı programlarda söz konusu olabilir ancak. Ah garibim polemik nedir derdindeki amcam. Sen de bekleme artık magazin kutusunun karşısında, bu bacaklarla bilimsel olarak ne anlatmaya çalışacaklar diye. Burdaki bacak, senin o bildiğin bacaktan. Kadın bacağı. En selülitlisinden, en spekülasyonlusundan..

Pazartesi, Eylül 17, 2007

uzuvlarımda huzur.

Günün anahtar sözcüğü, iç huzuru.. Huzurun anlamını unutmak üzereyken, tadına vardım bugün onun. Hiç ummadığım anda, yıkılırım sandığım anda çıkageldi. Bi'daha seni hiç başka koşulların, başka insanların kollarında unutmayacağım huzurum.
Mutlu, huzurlu, güzel bi gün bugün.
En kötü günüm böyle olsun.

wish list

Dear God.
Make every lover die.
Amen.

Dear God.
Make every lover die.
Amen.


Dear God.
Make every lover die.
Amen.

u.y.k.u

Hergün bir avuç uyku iyi gelir.

Pazar, Eylül 16, 2007

Hümanizma - Egoizma paradoksu

Ego'su tavan olanların, kişilikleri yerle birdir benim için. Bencillikleri insanın ömründen ömür götürürken, şımarıklıklarına karşı sabır taşı gibi çatlamaya hazırda beklersiniz. Birgün geçicek umuduyla.. "Ben" merkezlidirler, herşeyi kendi taraflarında yorumlar, kendilerine çekerek anlatmaya çalışırlar. Genelde politik takılırlar, "ben" merkezcilik, popularite manyaklığını da beraberinde getirir çünkü, fazlaca. Birçok kişiye kin beslerler, ancak yüzlerine gülerler. Kimseyi takmıyor modunda, kendi kendime yeterim şeklinde görünseler de içten içe, çevreye sevimli ve doğru görünmek için türlü şaklabanlıklar yaparlar. Ama öyle bir "ben"ci-"bencil"dirler ki, dostluk kurulacak türde değil, anca iş arkadaşı-okul arkadaşı şeklinde kalabilirler hayatınızda.

İkinci bir tip de, "ben" merkezli, egoist görünse de, içinde onlar gibi saçmalıkları olmayanlardır. Bu tip kimselerin, egoist havasından soluyormuş gibi görünmeye çalışmalarını güçlü görünmeye çalışmalarına bağlıyorum. "Mutluyum, kendimle fazlaca(!) barışığım, sorunum yok" şeklinde bir duruşları vardır. Zararsızdırlar, elinizi uzatın ve başlarını sevin. Sadece güçlü görünmeye çalışırlar, kuyruğuna basanı incitir, ancak dokunmayanına yol verirler, incitmezler. Bu ikinci tipleri seviyorum ben. "Sayko" görünümlü, "sevimli" varlıklar onlar..

not bra. i mean bra-in.

Beynim akıo, aklımdakileri aktarıorum anlamında "my brain is racing" yapmıştım bloğumun adını. Şimdi farkettim de biri "my bra is racing" diye okusa..
Hobarey.

Nse öyle bişey gelmedi zaten.
Zaten orda bi de "in" var görürler heralde.
(:

Bubble gum.




Bu muhabbet sakız gibi uzadı sevgili.
Oramıza buramıza yapışmasa ya bari..
Ağızda patlayan şekerlerden olsa,
Daha eğlenceli olmaz mıydı ki?


Bi Rubi.

Rubi. Are you bi?
-Yepp. You?

No. I am iki.
- ... What's that?

It's number 2 in Turkish.
- Haa?

Yaran diyalog.




Cumartesi, Eylül 15, 2007

Helloween konseri


Power Metal'in yaratıcılarından, 20 yıllık kariyere sahip Alman grup Helloween, Hellish Rock World Tour kapsamında, ikinci kez Türkiye'ye geliyor. Yeni Melek'te verilecek konserin sonlarına doğru Helloween eski üyesi Kai Hansen'in kurduğu power metal grubu Gamma Ray ile sahneyi paylaşacak. Konser 21 Kasım çarşamba. Bilet fiyatlarıysa şöyle :

VIP Balkon : 67,50 ytl
Salon (ayakta) : 50,00 ytl
II. Balkon : 37,50 ytl

Beklemekteyiz.
Heyecanla..

;)





write away..

Seni, sana anlatmak, tam burda. Şu anda. Sayfalarca, uzun uzun.
Ama gel gör ki, nerden başlayacağımı ve nasıl yapacağımı bilemediğimden midir nedir, olmuyo işte. Belki bi gün..

yaramaz ile yaramaz.

İşe yaramaz birinin, yaramaz kızıyım.
Her yaramazlığımda, onun işe yaramazlığının farkına varırım.
Farkına varmam yetmez maalesef, tüm bunlara son vermeme.
Huyum kurusun.
Onun yaramaz kızı olmayı seviyorum.

faşist.homofobik.komik.


Homofobiklerle, faşistlerden kork. İkisi de insan ayrımcılığının içinde yüzer. Homofobiğim diyenin kendi cinsiyle arasında muhtemel bi yakınlaşma olmuş, belki de şu an tekrarından korkuyordur. Eşcinsellerin kendi özel hayatlarına nefret ve saygısızlık besleyen, kendileri karşı cinsle her boku yerken, eşcinsel aşıklara tepkileri "ıyy, bööğğ" şeklinde abartılı ve komiktir. Bu gibilerinin insan sevgisinden şüphe edilmelidir. Eşcinsel gördüğünde yolunu değiştirip, ondan gelebilecek insani bir selamdan kaçanlar bile vardır. İşte bunlar, en acaipleridir. Selama karşılık verdiklerinde veya aynı ortamda bulunduklarında üzerlerine atlanılcak sanacak kadar tuhaflar. Sanki eşcinsellik, , dış dünyaya sapıkça bir bakışmış gibi.

Kalifiye fahişe.


Devleti satan bir devlet başkanı olacağına, "aşk" satan bir fahişe ol.
Bir millete değil, yalnız kendi benliğine bir zararın dokunur en azından.

Cuma, Eylül 14, 2007

öyle bişey işte bendeki.

Okul ve işlerim yokken saatimi 5e, 6y kurup, uyanıyorum. (Tabi uyuyabildiğim zamanlardaydı bunlar.) Okul yok, iş yok bu sabah diyerekten büyük bi hazla atlıyorum yatağımın kollarına geri. Bunu yapmadan uyandığımda bakıyorum öğlen olmuş, bense uykuya doymamış, sanki yeni yatmıştım da hemen kalkmışım gibi uyanıyorum. Bişey anlamıyorum uykudan. Bazen de susadığımda su içmeyip daha çok susamayı bekliyorum. Çok susamışken içtiğim su, sadece biraz susadığımda içeceğim sudan çok daha lezzetlidir. Tuvaletimi de tutarım zaman zaman. Sonra bu ihtiyaç molası dergim kucağımda ya da kulaklık kulağımda müziğimle deli dehşet bi eğlenceye dönüşür. Ee, ne de olsa uykulu bi insana uyku, susamış insana su, tuvaleti geleneyse wc'ye koşmaktan daha kıymetli gelmez hiçbirşey o an için. Ben de bunun farkında biri olarak, bu anlarda alınan doyumu tavan yapmaya bakıyorum.

Perşembe, Eylül 13, 2007

< Ramadan >

13 Eylül 2007, perşembe. Saat 03.55. Yılın ilk ramazan davulcusunun sesi yükselmeye başladı. Muhtemelen yarım saatten de fazla sürer =/
Ramazan hazırlığı diye günlerce haberlerde izlediğimiz, gazetelerde okuduğumuz ramazan hazırlıkları yerini artık, ramazan etkinlikleri ve iftar-sahur haberlerine bırakacak. Okul başladığında da en az bir dersten Ramazanla ilgili bi araştırma şeklinde ödevimiz, projemiz olcak kesin geçen yılki gibi. Artık anket, araştırma.. Allah ne verdiyse (:
Eş, dost, akraba iftar ziyaretleri başlayacak. İşin iyi tarafı iftar olayını seviyorum. Sokaktaki o koşturmacada yer bulduğum ilk restoranda yemeyi, Sultanahmet'i, Taksim'i. Hepsini hepsini..

Çarşamba, Eylül 12, 2007

Yorumsuz.



i.r.o.n.i.c

Cockeyed.



One night stand..
I never stand..


It's whores' business . Not mine.


Sometimes...

No-body
No-pain
No.
No..

Over n over n over again..

Her bitiş, yeni bi başlangıç.
Her başlangıç, bitişe 1 adım gidiş.
Her gidiş kederin koynuna giriş.
Bu her giriş ...

Gördün sebep olduğun bu anı?..
Mantıksal bi arayışa girdim içinde "bitiş" ve "keder" olan cümlelerde. Saçlamam, aşk kokan cümlelerde mantıksal arayışların peşine düşmeye çalışmamdan belli. Saçmalamam, bitmiş bişeyler için hala ağlamamdan da belli ayrıca..
Yanımdasın ama ruhunun benle işi çoktan bitti.
Bana şimdi kederle seni aynı cümlede, yukardakine benzer şekillerde yazmak kaldı.

~ Kalbim paramparça, beynim çelişki ve ayrılıklarımızdan ötürü delik deşik. Şimdilerde bu blogda delik deşik mantığım ve beynimden damlalar akıyo. Bi parça üzerine de bulaştıysa ne mutlu bana..

My brain's still racing baby
It's not over..

Doom'a Doom'a Doom..

Neden bu kadar başka hallere sokuyo beni hiç üşenmeden. Beni kederlendirmek ya da varolan kederimi su yüzüne çıkarmak ne diye eline bu kadar yakışıyo?.. Ritimleri ritimliklerini bilseler ya. Doom zaten melankoliden geçilmiyo, bi de kalkıp Portishead'in "Roads"unu Doom versiyonuyla My Dying Bride'dan sunarsan, e bu kadarı da fazla geldi derim. Hiç çekinmem. Zaten bi dönem çok çekmişim "Lost Control"den. Biraz nefes'lenme zamanıdır. Biraz ara. Biraz ara hemcinslerini dinlemeye. Hele şu günler..


.
..
...
....
.....
......
.......
........
.........
..........
............
.............
...............
.................



~ Halimiz Doom-an ammaannn..

faso fiso

Fos yunancada ışık, aşk şarkılarında yar, sevgiliyken,
Bizim aşkımızda türkçedeki eşseslisi "fos" olarak yerini aldı sayende.
Sözler "fos", tutumunsa hep "falso"
Bitirmeliyim şu an herşeyi,
Ya da kısasa kısas yaşamalıyım artık bizi.
Fos'a fos, dişe diş..
Kana kan, aşksa aşk...

Mutsuz Son

Gitmeden bi maç edebilir miyiz son kez ? İste 2 maç olsun, iste 3. İste ötesi. Ama son kez.
. SON .

Salı, Eylül 11, 2007

Burnu kaf dağında fink atar, küçük dağları da bunun gibiler yarattılar..


Who is who ünlü kişilerin biyografilerinin bulunduğu bir tür ansiklobedi. Google'dan da gerçi istediğiniz ünlünün kimlik bilgileri ve onunla ilgili pek çok şeye ulaşabiliyorsunuz ama.. Parayı bastıranın biyografisini aldığı tarzda bişey bu Who is who'culuk..

Bu fıkrayı az önce Hürriyet gazetesinin arşivini tararken buldum, Mayıs 2007. Fıkra şöyle, adamın biri alkollü araç kullanırken polise yakalanır. Adam bir hışımla arabasından inerek Türkiye'de pek sık duyduğumuz "sen benim kim olduğumu biliyor musun?" diye bağrışmaya başlar. O sırada telefonu çalan polis memuru, ödevlerle ilgili babasına bişey sormak için arayan kızına "bak bakim kızım Google'a beyefendinin adı var mı, kimmiş der" Kızından kısa bir süre sonra "hayır" cevabını alan memur, adama "Google'da adınız geçmiyor, kayıtlı değilsiniz. Yani siz bir hiçsiniz şu an. Verin ehliyet ve ruhsatınızı" demiş. Demek benim kim olduğumu bilmeyenler Google'da aratarak bloğumdan, kimliğim ve kişiliğimle ilgili ipuçları ve bilgilere ulaşabilcekler. "Sen benim kim olduğumu biliyor musun?" gibi bi ifade kullanacak olursam bigün (yani kırmızı kar falan yağdığında..), bunu daha güncel bi şekilde "Google' a gir de bak bakalım, sonra benimle muhatap ol" diye söylerdim heralde.
Yukardaki şemanın "Google'da, hayatta karşılarına çıkan insanların bi hesaba sahip olmadığını ya da kendilerinin arama yapmaya gerek duymadığı" gibi bi anlama geldiğini de söyleyebiliriz.
=)))

Komik yahu, cidden komik.. Ağlanacak haldeki yurdum insanlarına gülmeye vesile olan güzel bi fıkra.

7 dilde öpmek


7 dilde öpebilirim seni. Türkçe'de Mucuk, ingilizcede mucx, almancada muah, italyancada muackto, ispanyolca mujka, tatarca übeşü, azerice maç ettim..

=P

Pazartesi, Eylül 10, 2007

İthaflık ufak bi itiraf.

Fuck you fuckin' fucker ! (Enemy'ye ithafen..)
Love you lovely lover! (Sevgiliye ithafen..)

300 kaçın kurası

Madness ?.. This is Is-par-taaa!
By the way, do u interest with wild roses? Isparta's roses are well known.. U can c @ other world maybe..
- ...
Anyway, I don't like to talk long!! Aarrgghhh! Bleeeeed bastarddd !!!


(splashhhh...)

mutlu ve de umutlu.

Mut'um var benim mutluyum. Kalemim var, yarından umutluyum..

D!mple Pie House


Ne Elm Sokağı, ne de Düş Sokağı sakiniyim.. D!mple Pasta Evi'nin, pasta ve hayallerden sorumlu baş şefiyim.

Farklılığın sıradanlığı.

Mesela burun hızması, göbek ve kaş piercing'i, Özlem Tekin ve Pamela Anderson'daki yatay dikenli dövme, isim veya harf dövmeleri, aykırı slogan ve mesajlar içeren taxim pasaj t-shirtleri, pazarlara kasar düşmüş "Gorgoroth", "Burzum" t-shirtleri, kemere kravat bağlama(Skin misali), Pötiii kareliiii pantolon,etek, takı,toka benzerleri.., özellikle de Kiss akımından sonra Evanescence'in Amy'sinde Dimmu Borgir'de de görebilceğiniz gözlerden akan çamur deryası makyaj, Taxim'de bulunan ilk merdivene iki dünya kafayla uzanma - resim çekme, 2 çift conversin resmini çekip üye olunan arkadaşlık sitelerinde yayınlamak, Alternatip'e davetiye kazanmak, ekşi sözlükte ve itiraf comda yazmak, pilates ve yoga yapmak, siyah saça beyaz bi parça balyaj atmak, yeşil - kırmızı rimeller, sevgiliye puzzle yapılmış resimlerini hediye etmek, pak siding'li evler, "ş" ve "ç" gibi ünsüzleri "sh", "ch" şeklinde ingilizce üzerinden yazmaya çalışmak, msn iletileri üzerinden konuşmak - not bırakmak, tırnaklarda siyah-beyaz-kırmızı kombinasyonlar oluşturmak, ayak tırnaklarını siyaha boyayıp dergilere kapak olmak, kuş yuvasını andıran "sözde farklı" saç modellerinin benzerleri çıktıkça daha da farklı olmak adına gitgide daha da kabaran saçlar(Christina Aguilera ve Amy Winehouse'un kafası yerin çekim gücüne karşı koyamıcak, ağır gelcek diye korkuyoruz) bla bla blaa.. Saymakla bitmez. Hepsi bi ilkti belki zamanında.. Farklılardı. Şimdi farklılığın sıradanlaşmasıyla birer "kızılay dağıtması" gibiler, aynı fabrikadan...

Hür-istanlıyım şimdilik..

Hür doğdum, hür yaşarım. Hür mü ölücem, işte onu bilemicem.

Ele Bele Azerice (Şöyle Böyle Azerice)

Az önce azerice "teşekkür ederim" ile "güle güle"nin, "sağ olun" şeklinde söylendiğini öğrendim. Yani teşekkür etmek ve güle güle demek için azerice "sağ olun" diyorsunuz. Düşünmeden edemiyor insan, ya da benim yine düşünesim tuttu sabahın 4ünde (=
Azeri bir arkadaşa teşekkür ediyorsunuz, o kapıyı gösterdiğinizi, kibarca kovulduğunu anlıyor. "Hoşçakalın o zaman" diyerekten gidesi yoksa da yola çıkıyor. (=
Şaka bi yana da, nasıl anlıyor bu insanlar "sağ olun" ifadesinin hangi anlamda kullanıldığını?.. Kapıya yönelmeyle mi anlaşılıyo acaba.. İlginç.. Çok da zevkli yahu tatarım tatarca pek anlamıyorum yazılışı falan da zor rusça gibi.. Bizimkiler de türkçeyle karışık konuşuyorlar zaten (= Ama bu azerice pek kolay geldi.. Hadi bakalım..

Pazar, Eylül 09, 2007

I ıhh. değişmem.

Şiddetini de şevkatini de hiçbirşeye değişmem.
"Belki"yi, "keşke"ye tercih ederim.

Manipülasyon uzmanı, 3 çocuk annesi, 40lı yaşlarda bi heykeltraş hakkında..


Manipülasyon.. Fotoğraf değil, kimlik manipülasyonu.. Sende yapılması gereken, kısmen de yapılan.. Kendi öz bilgileri, kimliği değiştirilmemiş; ama belli hatlarına bazı eklemeler ve değişiklikler yapılması gereken.. Amaç kontrolü tamamen ele geçirmek değil, sende sana ve bize zarar verebilecek fazlalık ve eksikliklerin icabına bakmak.. Tıpkı özüne zarar vermeden başka amaçlar için, yeniden hayat verilen Mona Lisa gibi... Kendi amacına uygun donatılmış, kontrolü elden bıraktırıp tamamen, aslı bozulmadan olması gerekenler.. Bilmem anlatabildim mi?
Manipülasyon dendiğinde kuklalar aklına gelen zihniyetten olduğunu bile bile, bana düz mantık desen de (!), sana ısrarla bizim için yapman gerekeni üstü kapalı anlatıyorum şu an, anlayabileceğinden bi nebze de şüphe duyaraktan..
Ben, ben olmaktan çıkmışken; senin hamuruna biraz anlayış, bencillik kontrol edebilme yetisi ve vicdan serpiştiremez miyiz bi parça?.. Beni heykeltraşlıkla gururlandırdın bigün.. Seni istediğim forma sokmuşum ya. Eserimle gurur duyuyorum ama yetmiyor. Doyumsuzluğumdan değil senin gibi, sadece yetmezliğinden işte. O kadar farklı ve uzağız ki, ne kadar şekil vermek için yırtınsa da bu insan, ne fayda.. Kat edilmesi gereken yol çook uzun, hayat yanında pek bi kısa.. Ne ömür yeter, ne güç; ne de kalp dayanır. Çocuğuna doğruyu göstermeye çalışan anne, öğrencilerine yol göstermekle yükümlü öğretmen ve aşkı için kendini paralayan ve karşısındaki adamdan bunca fedakarlığına karşılık bi parça insaf ve sorumluluk dilenen bi kadın gibi hissettirdin kendimi. Bazen de bu hayata 3 çocuk vermiş, onları hayata hazırlamış onlara sevgiyi öğretmiş ve çatırdayan bi evlilik yaşayan 40lı yaşlarda kadın gibi.. Çoğu zaman üzüldüm ama bi o kadar da gururluydum sana her baktığımda. Seni her öptüğümde.. Dedim ki kendi kendime; ben bu adama sorumluluk aşıladım, beni anlamasını sağladım, o yakıp yıktığında ben göz yaşlarımla ortalığı suladım, yıktığında yine ben ektim. Herkesin sıradan, hergün yaptıklarını, yanlış olmayan şeylerin sana da doğru gelmesi için kendimden verdim hep. Sen kalbimi duvardan duvara çarparken ben bize ağladım. İyi bi insan olduğumu ve sabrımın büyüklüğünü seninle anladım. Biri alttan almak zorundaydı, o ben oldum 700 günün 690 ında.. Sen bunları farkedip haklsın dediğinde bile derdim haklılığımı söylemen zannettin. Derdim mutlu olmaktı sadece. Aşk fedakarlıktır, düşünüp de konuşmak, sevdiğini kırmamak.. Ağladığında sarıp sarmalamaktır, kadeh kaldıranlara karşı siper almaktır bazen de.. Korumak onu bunu giyme, erkeklerin kolu koluna değmesin, 10da evde ol, onu izleme tvde, bunu içme, barda tek oturma, restoranda çalışma demekle olmaz. Sen farkedip geldin aylar sonra.. Noldu ?.. ..... Yine benzer şeyler olacak ve sen öyle bi gün geleceksin ki, benim bazı şeyleri farketmen umrumda olmayacak artık. Bitmiş olucam, tükenmiş.. Belki de her zamankinden güçlü. O kısmını bilemem ama tek bildiğim, çember daralıyor. Giden zamana dur diyemezsin, kalbimden gideni de yerine koyamazsın. Senden yorum, bi cevap bekleyip yazdıklarımdan değil bu. O yüzden yazma bişey, söyleme de. Sadece oku. Zaten bildiğin şeyler..
Amaç, bildiklerin taze kalsın. Belki bi'daha yapmazsın. Belli mi olur...
Bittiğimizde ben çatlamamış sabır taşı, kasırgalarla bile devrilmeyecek kadar güçlü ve olgun bi kadın olucam. Sense bi nebze büyümüş, yaşadıklarından ders alabildinse bi sonraki kız arkadaşını daha rahat ettirecek, mutlu edecek ve bize ağlayacak bi erkek olacaksın. Bi çocuğun gözlerinde, yeşil renginin içinde, muzlu pasta yediğinde, yatağa girip hayal kurmaya başladığında ve daha binlercesinde beni göreceksin. . . İşin kötüsü, bittiğimizde seni yolda görsem, sokuşturacağın lafları duymak zorunda kalıcam. Merdivenlerde gördüğümüz eski kız arkadaşın gibi bana da slm veremediğin için, mail atar mısın adresim değişmezse? (=

Fotoğrafınla değil, ruhunla ve aklınla illgileniyorum kısaca.
Görsel değil, zihinsel ve duygusal bi manipülasyon lazım şimdi..
Anladıysan 3 kere tıkla, duyarım ben...
Tabi gitmedinse..
(:

Cuma, Eylül 07, 2007

Korkmuş yüz ifadeleriyle gelecek güzellik için para, efor ve zaman harcıyolar

Bu kadının n'aptığına anlam veremeyenler olmuştur kesin. Ben de dün haberlerde gördüğümde toplu halde onlarca kişinin bir fitness salonunda n'aptıklarını merakla anlamaya çalıştım. Fotoğrafta gördüğünüz kadın yüz yogası yapıyor. Sex yogası, güzellik yogası, hamilelik yogası, integral yoga, çocuk yogasından sonra şimdi de yüz yogası yaygınlaşmakta. Zaman zaman aslan gibi kükrüyorlar, dillerini uzatıp av peşindeki bukalemun benzeri sürüngenler gibi pozisyonlar alıp, yüz kaslarını harekete geçirmek için egzersizler yapıyorlar. Gözler olabildiğince açılıyor, yüzlerini kasarak sert bi görünüm kazanıp, sonrasında da gevşetiyorlar bu egzersizler sırasında. Görünüşleri, çıkardıkları sesler oldukça garip ve komik.. Bu garip şekilleri alan insanların amacı tek; daha güzel ve sağlıklı olmak. Bize düşense saygı duymak (:

Çarşamba, Eylül 05, 2007

Out of my head.. Out of my bed.. Did u understand?


Hayal gücüm, mantığımdan daha iyi işliyor. Yolun başında bana yakınken, zaman geçtikçe yerini hayallere bırakıyor. Mantık bi yere gitmedi.. Sadece buara bana uğramadı biraz gecikti. Tamamen kaybolmadı hayatımdan ama, görünmez oldu. Göremediğim bişeyi nasıl alim de kullanim??? Hangi mantıktan söz ediyorsunuz siz?

Kahvaltı masasından mı düştün?


Ters taraftan kalkmak.. Yüzünüzü asıl görenler, "bugün tersinden mi kalktın?" derler. Yataktan düz ya da ters kalkma birkaç saniyelik iş. Ayağa kalkmanızla sona eren bir eylem. Bana kalırsa yüzünü asık gördüğünüz birine, "kahvaltıya mı küstün?", "kahvaltını bitirmeden mi kalktın?", "kahvaltı masasında bi sorun mu yaşadın?" şeklinde sorular sormanız daha yerinde olur. Ya da yataktan ters kalkmak varsa, bu da "kahvaltı masasından düşmek" şeklinde yeniden uyarlanabilir bu bilinen tersten kalkma eylemine karşılık.. Adam ters ya da düz, nasıl kalktıysa kalktı. Önemli olan kahvaltı masasındaki tavrı.. Bence bu mecazi anlam kahvaltı şeklinde yüklenmeliydi Türkçemize. Ne de olsa günümüze yön veren, önemli olaylardan biridir o. Güne onunla başlarsınız. Kahvaltıda taze ekmek görememek, çayın soğumuş olması, her zaman masada zevkle yediklerinizi bu kez yerinde görememek bile güne kötü başlamak demektir. Doktorlar da zihinsel ve fiziksel sağlığımız için atlanmaması gereken bi öğün olarak bahsederler ondan. Zihnimiz doğrudan psikolojimizle de etkili olduğuna göre, durumun ciddiyetini düşünün artık. Kahvaltıdan nasıl kalktıysanız, ekstrem bişey yaşamadıysanız çok da büyük önem taşıyan, muhtemelen akşam yemeğine de benzer bi ruh haliyle oturacaksınız. Benden söylemesi..

Batman Anatolia High School or Batman Science High School


Batman Anadolu Lisesi ya da Batman Fen Lisesi mezunlarından olmak isterdim. Yabancı arkadaşlarıma mezun olduğum liseden bahsederken, Batman Anatolia High School ya da Batman Science High School ismini kullanıcam. Düşünsenize. Bu arkadaşlar "Potter'ın büyücülük okulu gibi birşey mi?", "Batman okulu mu var?" şeklinde sorularla gelirlerdi heralde bana. Batman özel isim, bir il adı. Bu nedenle ingilizceye çevrilemiyor ve fantastik kahramanımız Batman sanar arkadaşlar.. Böyle sanmaları derdinde değilim ama söylerken "Betmen anatolya hay skul" demek eğlenceli olurdu. Batman ve Anadolu ne alaka diye düşünenler olur diye, Batman Science High School'u, mezun olmak için daha uygun buldum =P Yukardaki resimde Batman Science High School'un sınıflara çıkan merdivenlerini görmektesiniz (((=

Sarı, sıcak, sıvı.

Sarı sıcak müzik - eğlence programının adı ne zaman geçse Tvde, aklıma çiş gelir. Belki onlar bu programa bu adı, sıcak renk olan sarıyı kastederek koydular. Ama bu ihtimal de benim aklımda o sıvının canlanmasına engel olamıyor maalesef.

Sanat dünyası kan kaybediyor



Ercan saatçinin avuçları (Şarkının adı avuçlarım kanıyor. Şarkıya göre öyle bir duyguymuş ki bu, avuçları kanatmış. Duygusal travmanın derecesini anlatmaya çalışıyor galiba.), gotiklerin kalpleri, black metalcilerin gözleri kanıyor. Stigmata, çeşitli benzeri korku ve gerilim türü filmlerde de kan ağlayan gözler var. Kısaca kanayan kanayana..
Müzik ve sinema dünyası bu gidişle kan kaybından gidecek!

Bu da başka tür bi kanama.. Dayaktan da olabiliyor tabi. (=

My Cast

Sean Bean'in iyiyi, Robert De Niro'nun acizi, Julia Roberts'ın kötüyü oynadığı bi film izlemek istiyorum.

Just say : "ıngaa" . maybe it works.

Ağlayana da, ağlamayana da meme yok Türkiye'de!

Kıymetlimmm

Muzlu pastamı, özel eşyalarımı ve şavşanımı seninle paylaşıyorsam, çekinmeden herşeyimi alabilirsin. Yarın da burdayım demektir bu..

Gölgede bütün DNA'lar aynı..

Gölgede herkes uzun, herkes siyah, herkes güçlü.. Moleküllerine ayırınca öyle durmuyor hiçbiri.

Etmezsen etkini, vermem sana tepkimi.

Peter Parker'ı örümcek ısırdı, örümcek adam oldu. Vampir bir ölümlüyü ısırdı, o da vampir oldu. Transformers'da da makineleşmiş insan görmeyi bekledim ama, beklediğim olmadı onca atraksiyon içinde. Etki altında kalınan, ısırılan vb şeyler o güçle donanmış birer kimlik olarak karşımıza çıktı genelde.
~ A-aoo! Köpek ısırmadı beni hiç bugüne kadar. Isırırsa kuduzla kurtulur muyum, yoksa köpeğe mi dönüşürüm?
(=

kok-u

Ben giderim kokum kalır, Orpan beni hatırlasın..

Korku ve aksiyonla tanışıklığımızın başladığı günler..












Goosebumps.. İlkokuldayken eve koşarak gelip tvye kitlenmeme sebep olan, gerilim yüklü dizi.. Korkunun iyice tadına varmak adına, perdelerimi kapatır, kapımı kapar ve odada tek başıma izlerdim. Goosebumps yazısı yeşildi, en sevdiğim renk. Bu renk hayatımın hiç bir döneminde o zamanki kadar soğuk gelmemişti bana o cıvıldayan yeşil bile tam bu yazımın renginde. Aynı dönem bi de power rangers'ım vardı. Kimberley'di sanırsam pembe ranger. O bendim. Ellerimizde pergeller, cetveller okulun bahçesinde dört dönerdik. Tommy'e aşıktım. Beyaz ranger oluyordu o hiç unutmam. Bi de mavi olan Bill'di galiba.. Bi de sarı ranger japon kız. Gerçi biara oyuncu değişiklikleri de olmuştu. Şu an mesela kırmızı ranger olarak resimde gördüğünüz bi dönem beyaz rangerdı diye hatrımda kalan Tommy'di. Dizinin "Go go power rangeeersss" nakaratını, "doctor power rangersss" olarak söylerdim (= O günleri özledim şimdi. Çocukluğumu anarken aldığım haz başka hiçbirşeyde yok. Yeri çok başka.. O zamanlar belki en büyük sorunum her yıl sonu 4 olan, hiç 5 olamayan matematiğimdi. Şimdi işler değişti. Matematiğim başka bi boyutundayım şimdi. Evreni anlama, ters orantılı tutkular ve daha nicesi..


Bugece rüyama buyurmaz mısınız o günlerden tadımlık bi parça? Çok özledim o günlere ait herşeyi..

Bi gülücük de sen kondur

Gülümsemeyen birşey kalmasın, bulduğunuz her yere bunlardan yapıştırın. Amaç, göz aşinalığımız olsun gülümsemeye ki, gülmeyi unutanlara hatırlatma gibi kutsal bi amaca hizmet etmiş oluruz belki..

O.K.

3 tip insan vardır. İyiler, kötüler, Orhan Kemaller..

45!L

Ne zaman ki pespayeler cirit atmaya başladı, asiller işte o zaman "asil" sayılmaya başlandı.

Salı, Eylül 04, 2007

Anlıyorsun değil mi?







Bilmem anlatabildim mi ?

İnsana "kalk evlenelim" dedirten lezzetler (=




Bu pastaların tıpkısının aynısıdan düğün pastası istiyorum. Düğünümü bekleyemem, muzlusundan kapıp gel de yiyelim. Kreması da alman pastası kremasından olsun. Gelinle damat yenilebilir mi bu arada yoksa sadece süs mü?..

Pazar Hürriyeti


11 Ağustos 1987, hayata gözlerimi açtım. İşte o günün sabahında Hürriyet manşetinde bunlar vardı.. "70 milyonluk dev bir aileyiz" diyoruz ya onunla. Ben aileme o gün katılmışım, çocukluğumla da 70 milyonluk dev kadroya, babam tarafından.. Teşekkürler baba. Pazar kahvaltılarının renkli yüzü ekleriyle, haftaiçi salonumuzun baş köşesinde, sehpadaki yeriyle hatırlıyorum o günleri. Hürriyet'li pazar sabahları, annemin elmalı turtaları, Kübra'mın bebek kokan tenine sarınıp onu öperek güne başlamak unutulmaz. Hepinizi çok seviyorum!

Spiderman'den sonra, kıymetlimiz bir atasözü oldu.


"Büyük güç, büyük sorumluluklar getirir" (Ben Parker)

Çiz beni

Çiz beni.
Benim için, benden içeri..

Bi çeyrek köfte ekmek.

Ekmek aslanın ağzındaysa, köfte kedinin midesinde.

Çizgeç - üşengeç

Nerde kaldı çizgiler, benim için kağıtlara serdiğin? Adı çizgi roman olmalı, şimdi hala elinde bunlardan var mı? Varsa, haberin olsun hala bana ulaşmadı. Gözüm yollarda kaldı..

Raid elektrolikitle, 45 sivrisineksiz gece.


Vücudumdaki alerjilere verdiği katkıdan, emilen kanımdan ve dayanılmaz kaşıntıdan dolayı, odamdaki can kurtaran ilacımın üzerinde bıraktığı etkiyi ve çırpınışlarını zevkle izledim. Bununla yetinmedim. Basket topu misali, yerden zor kalkan vücudunu tekrar yere çarpmaktan, bişeyleri boyamayla aldığım zevke yakın, büyüük bi zevk aldım. Ölmen beni mutlu etmezdi. Sen beni öldürdün mü ki? Kendi ellerimle öldürmicem bu yüzden seni, ama garanti de etmiyorum tabi. Kaderin elektrolikitin elektrikle olan ilişkisinin kesilmesine bağlı. Sanırsam bunu da yapabilecek tek canlı benim bu odada. Çekebilirsen çek fişi, bitir bu işi. Böyle intikam görülmedi !!!

Yaşasın Kötülük, kötü olandan yana..

Bu adam ne yapıyor?

a) Sadece artık işine yaramayacak olan bi kağıt parçasından kurtuluyor.
b) O kağıt parçasını uzaktan basketlemeyi beceremediğine sinir yaptığı için, hileyi seçip, yakından potaya atış yapıyor.
c) Yazdıklarından haz alamayan, bunları başarılı saymayan bi yazar olduğu düşüncesinden bu yolla kurtulmayı deniyor (Kurtulmayı denediği, inatla her yazdığına karşılık, yitirdiği kağıtların çokluğundan kendini belli ediyor. Deniyor, deniyor, deniyor).
d) Fırlattığı kağıt başına, geçecek olan her 2 saniyeden kurtulmayı deniyor, zaman geçirmeye çalışıyor.
e) Günlüğünden bir sayfayı, hayatından da bir parçayı çöpe layık görüyor. Belki de temiz/buruşmamış olanlarıyla çöpe attıklarını yer değiştirmek istiyor.
f) Merak etmiyorum.

"f" diyen.. Evet, sen. Merak etmedinse, "f"ye kadar nasıl geldin?

~ Bakış açısı herşeydir! İşte ben de bazen seni, bi bakış açısına yitiriyorum istemeye istemeye.. Kimbilir belki benim de bi çöp kovasına ihtiyacım vardır, günlüğümden bi sayfayı - hayatımdan da bi parçayı atmayı istediğim.. Ama şunu da bilmelisin ki, seni içimden çıkarıp atmayı hiç ama hiç istemedim.

- A line 4 me n a line 4 u. I lose my right 2 a point of view. (Starsailor, 2001)

Kusmukla gelen güzellik.



Midemle başım yer değiştirdi sanki.. Düşüncelerle besleniyor, hazmedemediğim bazı şeyleri mide asitim yardımıyla dışarı atıyorum. İçimde bir parça daha bunlardan kalmış olmalı ki, düşündüklerimi yutmaya, yutup da sindiremediklerimi kusmaya devam ediyorum.

Sabrın sonu selamet demişler.. Sabredilen bulantılar, selametse kusup arınmak olmalı o halde..
Doktor iyi, doktor güzel. Doktor bilir, nedendir bu hisler.. Neden gelmeyi bilip de, gitmekten bihaberler?..
İlaçlar da iyi, onlar da bi o kadar güzeller. Ama nedense bu sefer iyi gelmediler.
Seni de unutmadım Ferrum Fort'um. Kanımı tazele, ama önce ver bi nebze. Sonra sıra gelcek antibiyotiklerime de. İçimdeki zehri pes ettirmeye..



Pazartesi, Eylül 03, 2007

Yolun sonu


Anlamsız hayatını, anlamlı birşeyler için bitir ki;
Bitmiş hayatın için "Anlamı buymuş.." diyebilesin.

Cumartesi, Eylül 01, 2007

Uyumak lüksü.


Yatak, yastık, uyku.. Güzel şeyler bunlar. Ama benim öyle bi lüksüm yok bu aralar.
Bu fotoğraf da çook eskilerden zaten..